"Her bireyin kendi koşullarını iyileştirmeye
yönelik doğal çabaları, dışarıdan yapılacak herhangi bir yardımdan çok daha
yararlıdır ve toplumda servet ve refahın artması için yeterlidir."
Hayatı:
Adam Smith 1723'de Kirkcaldy'de doğmuştur. 1737 ve 1740 yılları arasında
Glasgow Üniversitesi'nde Francis Hutcheson'ın öğrencisi olarak eğitim gören
Smith, 1748 ve 1751 yılları arasında Edinburg Üniversitesi'nde konuşma sanatı,
hukuk ve "belles-lettres" konferansları verdi. 1751 yılında Glasgow
Üniversitesi'ne mantık profesörü olarak atanmış, aynı yıl ahlak felsefesi
kürsüsü başkanı olmuştur. O dönemde arkadaşları arasında filozof David Hume da
vardı. Smith'in ilk kitabı "The Theory of Moral Sentiments" 1759 yılında
yayımlanmıştır.
1764 ve 1766 yılları arasında Buccleuch Dükü'nün hocası olarak Fransa'da bulunan
Smith, bu sırada önde gelen filozof ve fizyokratlarla görüşmelerde bulunmuş ve
Cenevre'de Voltaire ile tanışmışır. İngiltere'ye döndükten sonra bir kaç ay
Hazine Bakanı (Chancellor of the Exchequer) Charles Townshend'in danışmanlığını
yapmış, Buccleuch Dükü'nden oldukça iyi bir ücret aldığından 1767 ve 1773
yılları arasında kendisini üne kavuşturan kitabı üzerinde çalışmalar yapma
imkanı bulmuştur. Londra'da üç yıl daha çalıştıktan sonra Mart 1776 tarihinde "Wealth
of Nations" adlı meşhur eserini yayımlamıştır. 1778 yılında Edinburg
Gümrük Komisyoncusu (Commissioner of Customs) olarak atanan Smith, öldüğü tarih
olan 1790 yılına kadar Edinburg'da yaşamıştır. Smith iki önemli esere ek olarak
birçok çalışmasını da kaleme almıştır. Bunların üçü 1755 ve 1761 yılları
arasında, diğerleri ise ölümünden sonra 1795 yılında yayımlanmıştır. Smith'in
en önemli teorik katkısı tam rekabet altında kaynakların optimal etkin dağılımı
hakkında ilk analizi geliştirmiş olmasıdır. Ayrıca Uluslararası ticaret ile
ilgili olarak ''mutlak maliyetler'' teorisini de geliştirmiştir.
Eserleri:
Inquiry into The Nature and Causes of The Wealth of Nations
Ulusların Zenginliği (1776)
Smith'in bu başyapıtı, üretim ve gelir dağılımı teorisini içermekte ve bu
prensiplerin ışığında geçmişi değerlendirmektedir. Politika uygulamalarına da
yer verdiği bu kitapta üzerinde önemle durduğu konu ekonomik büyümedir. Smith'e
göre, büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim
artışına, teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü,
mübadeleyi gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır.
Her insan başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket
ettiği için mübadele meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur
sermaye birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve
hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.
Smith'e göre doğal hürriyet sisteminde her insan kendi çıkarlarını izlerken,
istemeden toplumun çıkarını da sağlamaktadır. Aslında Smith, tam rekabet
sistemine güvenmekte ve bu sistemin, kaynakların optimum dağılımına yol
açacağına inanmaktadır. Smith, Laissez-faire sistemini savunmasına
rağmen, devlet müdahalesinin gereğine de yer vermekte, yeni kurulan sanayilerin
gümrük tarifesiyle himayesine ve devletin üç ana fonksiyonu olan emniyet,
adalet ve altyapı yatırımlarına ağırlık vermektedir.
The Theory of Moral Sentiments- Ahlaki Düşünce Teorisi (1759)
Smith, bu eserinde şu temel soruyu sormaktadır: Neden belli olaylara ve
niyetlere başkalarının onaylamaları ve reddetmeleri yönünden bakarız? Ahlaki
düşünce teorisi sosyal kurumların insan yapısının gereklerinden daha çok insan
davranışlarının bir getirisi olarak değerlendirildiği yeni bir liberalizm
ortaya koymuştur.
Önemli Sözleri:
Yazar Hakkında Enteresan Bilgiler:
Adam Smith, Günümüz iktisat tarihçileri tarafından iktisatın babası olarak
anılmaktadır.
28 yaşında profesör olmuştur.
Uyurgezerdir.
Makale:
Görünmez el
Tercihe ya da kısıtlamaya dayanan tüm sistemler geçip gitmiş, doğal özgürlüğün
açık ve basit sistemi kendi düzenini tesis etmiştir. Adalet kanunlarını ihlal
etmediği müddetçe, her insanın kendi dilediği biçimde ve serbestçe kendi
çıkarının peşine düşmesine ve kendi sanayisini ve sermayesini diğer
insanlarınki ile rekabete sokmasına müsaade edilir. İktidar, görevini yerine
getirirken sürekli olarak sayısız aldanmalara maruz kalacağından ve hiçbir
insanın aklı ya da bilgisi uygun performans için yeterli olmayacağından,
görevini yerine getiremeyecektir; özel kişilerin sanayisini teftiş etme ve bu
sanayii istihdama yöneltmek görevi toplumun çıkarına son derece uygundur. Doğal
özgürlükler sistemine göre, yönetenlerin büyük bir öneme sahip olan, belirgin
olan ve kolayca idrak edilebilen üç görevi vardır: birincisi, toplumu diğer
bağımsız toplulukların işgalinden ve tecavüzlerinden koruma; ikincisi, mümkün
olduğu kadar toplumun her üyesini diğer üyelerinin zulüm ve
adaletsizliklerinden koruma görevi ya da tam anlamıyla adil olan bir idarenin
tesisi görevi ve üçüncüsü, toplumun tümüne maliyetinden daha fazla yarar
sağladığı halde elde edilecek faydanın bir bireyin ya da az sayıdaki bireylerin
karşılaştığı maliyeti karşılamaya yeterli olmayan bazı kamu kurumlarının ya da
faaliyetlerinin oluşturulması, gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi görevi.
Bu nedenle her birey gücünün yettiği kadar hem yurtiçi endüstrinin desteklenmesi
için hem de en yüksek değerde ürün üretecek bir düzeyde bu sanayiin idare
edilmesi için kendi sermayesini kullanmaya çalışacaktır. Bunu yaparken yalnızca
kendi çıkarını güdecektir ve diğer bir çok durumda olduğu gibi kendi niyetinin
bir parçası olmayan bir amacı gerçekleştirmek için görünmez bir el tarafından
yönlendirilecektir. Bu amacın içinde bir yerinin olmaması toplum için kötü bir
şey de değildir. Kendi çıkarını güderek toplumun çıkarını gerçekten artırmaya
çalıştığından daha fazla, toplumun daha etkin olmasına hizmet edecektir.
Ticareti kamu yararı için kullanmaya çalışan kişilerce bundan daha iyi bir
şeyin yapıldığını görmedim. Ticareti kamu yararı için yönlendirmek, gerçekte,
tüccarlar arasında pek de yaygın olmayan ve vazgeçmeleri için çok az sözün
kullanılabileceği yapmacıklı bir tavırdır.
Sermayesini kullanabileceği ve en yüksek değerde ürünün üretilebileceği yurtiçi
endüstrilerin türünün ne olacağını her birey, yerel şartları dikkate alarak,
herhangi bir devlet adamı ya da kanun koyucunun onun adına yapabileceğinden
daha iyi bir şekilde belirleyebilir. Kendi sermayesini istihdam etmeye çalışan
özel sektörü yönlendirmeye çalışan devlet adamları yalnızca çok gereksiz olan
bir itina ile kendi üzerlerine bir yük almazlar; bunun yanı sıra, yalnızca bir
tek adama, bir meclise ya da senatoya değil bir otoriteye tam anlamıyla güven
duyulacağını varsayarlar ve bu durum kendini yeterli zannetme konusunda
yeterli zan ve aptallığa sahip olan bir adamın ellerinde son derece tehlikeli
bir durumun oluşmasına yol açar.
Yurtiçi endüstrinin ürünleri için yurtiçi piyasayı monopol haline getirmek,
herhangi bir imalat sanayiinde, sermayelerini kullanmaları çerçevesinde özel
sektörü bir ölçüde yönlendirmek ve hemen her durumda faydasız ve zararlı bir
regülasyon anlamına gelir. Yurtiçinde üretilen mallar yabancı ülkelerde
üretilenler kadar ucuz ise bu regülasyon tamamen faydasızdır. Eğer böyle
değilse, o zaman da zararlıdır. Satın aldığından daha fazla maliyetle
yurtiçinde üretmemek bir ailedeki her akıllı efendinin düsturudur.
(Adam Smith, An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations,
ed. E. Cannan, London: 1930, II, s.184-185; I, s.421.) dan alıntıdır.
Linkler:
www.adamsmith.org
odur.let.rug.nl/~usa/B/asmith/adams1.htm
www.lucidcafe.com/library/96jun/smith.html