Türkiye'de liberalizm ve liberal değerler sanılanın aksine sadece yakın zamanda
etki göstermiş veya tartışılmış kavramlar olmamıştır. Osmanlı modernleşmesi ile
başlayan süreç bir nevi bu topraklara giren liberal fikirlerin tartışılması ve
uygulanması için bir zemin hazırlamıştır. Her ne kadar Türkiye'de liberalizm
hiç bir dönemde bir akım veya düşünce sistematiği olarak gelişmiş ülkelerde
olduğu kadar etkili olmasa da Osmanlı'dan bugüne gerçekleşen gelişmeler
kapsamında, Türkiye'de liberal kurumların, kişilerin ve olayların etkili
olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu çalışmada Türkiye'de liberalizmin geçmişini Osmanlı modernleşmesi döneminden
başlayarak günümüze kadar gelen dönemde çok genel hatlarla incelenmesi
amaçlanmıştır.
Osmanlı Modernleşmesi
Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri 18. yy başlarından itibaren
etkili olmaya başlamıştır. Özellikle III. Selim ve II. Mahmut gibi reformist
padişahlar Osmanlı sistemi içerisinde köklü değişiklikler yaparak
imparatorluğun kötü giden kaderini değiştirmeyi amaçlamışlardır. Bu modernleşme
sürecinde yapılan ıslahatlarda liberal etkiler görülmektedir ancak 3 Kasım
1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ve bu fermanı izleyen süreç Türkiye'de
liberal düşüncenin doğuşu ve gelişmesi açısından bir dönüm noktası olmuştur.
Tanzimat Fermanı; Sultan Abdülmecid'in Sadrazamı Mustafa Reşid tarafından
Gülhane Parkı'nda yabancı devletlerin elçileri ve büyük bir halk topluluğunun
huzurunda okunmuş, kişilerle devlet arasındaki ilişkilere hukuki yönden
yenilikler getirmeyi ve şeriata dayanan eski yasaları tamamen değiştirmeyi
öngörmeyi amaçlamıştır. Sadrazam Mustafa Reşid Paşa, Gülhane Hatt-ı Hümayununu
Padişah adına kaleme almış; devlet ve birey arasındaki ilişkilerde devletin
modernleştirilmesi amacına dayanan temel ilkeler kabul ve ilan edilmiştir.
Tanzimat Fermanı Osmanlı merkezi otoritesinin (padişahın) egemenliğini
sınırlayan ve bu sınırlamayı bütün Osmanlı halkına duyuran ilk belgedir.
Tanzimat Fermanında liberal sayılabilecek üç temel nokta vardır:
1. Padişahın kendi egemenlik hakkını sınırlaması
2. Kişinin can, mal ve onurunun korunmasına dair hakların padişahın egemenlik
alanından çıkartılıp yasal düzenlemelere bağlanması,
3. Yürütmenin "Mevad-ı Esasiye" olarak nitelenen ilkeler uyarınca düzenlenecek
yasalara göre çalışması
Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta da Tanzimatçıların kendilerini hiç bir
zaman liberal olarak görmemelerine rağmen Avrupa'da olgunluk dönemini yaşayan
liberal düşüncelerin imparatorluğa girmesinde önemli katkıları olmasıdır.
Örneğin "Hükümetler halk için mevzu olup, yoksa halk hükümetler için mahluk
değildir" sözüyle Sadık Rıfat Paşa belki de ilk defa kutsal devlet
anlayışını terk edip, liberal bir devlet anlayışını getirmekte görmektedir.
Avrupa'nın gelişimini yakından inceleyen Sadık Rıfat Paşa "Avrupa'nın Ahvaline
Dair" adlı risalesinde özgürlükçü politikaların ve temel hakların öneminin
altını çizmekte ve Osmanlı ekonomisinin düzelmesi için liberal politikaların
uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Tanzimat Döneminin etkili isimlerinden
Ali ve Fuat Paşalar da özel mülkiyet anlayışının gelişmesi ile ekonomik
ilerlemenin doğru orantılı olacağını belirtmişler ve liberal politikaların
Osmanlı'nın kötü giden kaderini değiştireceğini düşünmüşlerdir.
Tanzimat Fermanı'nı izleyen dönemde ilan edilen Islahat Fermanı (1856)
toplumdaki Müslüman- gayri Müslim eşitsizliğinin kaldırılması yolunda yine
önemli bir adım olarak kayda geçmiştir. 1858 yılında çıkan Arazi Kanunnamesi
ise özel mülkiyetin tanınması açısından son derece önemli bir ilerlemedir.
I. Meşrutiyet (1876-1878)'in ilanı ile Osmanlı'nın ilk anayasası olan Kanun-i
Esasi ortaya çıkmıştır. Parlamenter bir siyasi yapının ortaya çıkmasında
Tanzimat ile Osmanlı'ya giren ilerici düşüncelerin etkisi büyüktür. Ancak, kısa
bir süre sonra II. Abdülhamit tarafından kapatılan Meclis-i Mebusan, siyasi
arenada etkili olamamıştır. Tekrar yaşanan bir mutlakiyet döneminden sonra
İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin etkisiyle 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan
edilmiştir. O dönem Maliye Nazırı olan Mehmed Cavid Bey tarafından
biçimlendirilen ekonomi politikaları sayesinde 1908-1914 yılları arasında etkin
bir şekilde liberal ekonomiye yönelik icraatlarda bulunulmuştur. Cavid Bey, hem
bilim adamı kimliğiyle, hem de yürütme erkinde güç sahibi kimliğiyle belki de
bu topraklarda liberalizmin doruk noktasıdır. İlm-i İktisat isimli dört
ciltlik eseriyle Cavid Bey sadece Avrupa'da liberalizmin çıkışından o güne
kadar olan ekonomik durumu değil aynı zamanda sosyal ve politik durumu da
ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. 1881 basım tarihli "Mebadi-i İlm-i Servet-i
Milel" ismini taşıyan ve Türk tarihindeki ilk klasik ekonomi kitabının
yazarı olan Sakızlı Ohannes Paşa ise ekonomik liberalizmin Osmanlı'daki
öncülerindendir. Adam Smith'ten oldukça etkilenen Ohannes Paşa, Osmanlı
ekonomisinin önündeki tek çıkış yolunun liberalizm olduğunu vurgulamıştır.
II. Meşrutiyet döneminin diğer bir liberal gelişmesi ise İttihad ve Terakki'nin
içerisindeki gruplardan biri olan Prens Sabahattin ve arkadaşlarının ön plana
çıkması olmuştur. II. Abdülhamit'in kız kardeşi Seniha Sultan ile Mahmut
Celaleddin'in oğlu olarak 1878 yılında dünyaya gelen Prens Sabahattin, Osmanlı
toplumunun ilerleyebilmesi için "teşebbüs-ü şahsi" ve "adem-i merkeziyet"
fikirlerine ağırlık veren İngiliz-Amerikan modelinin benimsenmesini
savunmuştur. Prens Sabahattin, toplumun yapısı değiştirilmediği için reform
girişimlerinin başarılı olamadığını; insanının memur gibi değil girişimci gibi
yetiştirilmesini, eğitim sisteminin bireyciliği esas alan biçimde yeniden
gözden geçirilmesini önermiştir. İlk liberal parti sayılabilecek Ahrar
Fırkasını kuran Prens Sabahattin İttihad ve Terakki'nin liberal olmayan
politikalarını çok ciddi bir şekilde eleştirmiştir. Prens Sabahattin'in (daha
sonra Ahrar Fırkasına dönüşen) Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet
Cemiyeti'nin 1906 yılında yayınlanan programı şöyleydi; "Siyasî ıslahat
yapılarak yerinden yönetim sağlanacaktır. Vilayet meclisi üyeleri halk
tarafından seçilecektir. Merkezde halk tarafından seçilecek bir meclis teşkil
edilecektir. Osmanlı halkının hak eşitliği sağlanacaktır. Yerel yöneticiler
halkın nüfus dağılımına uygun olarak, farklı etnik ve dinî oranlara göre
seçilecektir." Ancak, Ahrar Fırkası, Prens Sabahattin ve arkadaşlarının
31 Mart Vaka'sı olayıyla bağlantılı olduğu iddiasıyla kapatılmıştır. Ahrar
Fırkasının kapanmasından sonra liberal olduğunu iddia eden Hürriyet ve İtilaf
Fırkası kurulmuştur. Ancak bu fırkanın liberal kimliği tartışmalıdır zira bu
fırka daha çok İttihat ve Terakki'ye muhalefet eden farklı unsurların
oluşturduğu bir parti izlenimini vermiştir.
Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet'in kuruluş yılları karma ekonomik politikaların ağırlıklı olarak
uygulandığı, temelini İttihad ve Terakki'nin 1914-1918 yıllarında yürüttüğü
devletçi milli iktisat politikalardan alan bir dönemdir. Bir yandan dışa kapalı
bir ekonomik yapı sergilenirken diğer yandan da İş Bankası'nın kurulması
örneğindeki gibi özel teşebbüs desteklenmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası liberal
sayılabilecek siyasi oluşumlardır ancak başarılı olamamışlardır.
Özellikle 1939-1950 yılları arasında uygulanan Milli Koruma Yasası, Varlık
Vergisi ve Çiftçiyi Topraklandırma Yasası devletin ekonomi üzerinde etkisini
çoğaltmış ve inanılmaz boyutlara çıkarmıştır.
1950 yılında büyük halk kitleleriyle özellikle demokratikleşme vaatleriyle
iktidara gelen Demokrat Parti döneminde ise devletin küçülmesi beklenirken
aksine büyüdüğü gözlenmiştir. Ayrıca her on yılda bir yaşanan askeri
müdahaleler Türk siyasi hayatında liberalizmin gelişmesinin önünü kesen
etkenlerdendir.
1980 Sonrası
Türkiye'de liberalizmin gelişimi açısından belki de en önemli dönem 1980 sonrası
olmuştur. Her ne kadar 1980 darbesi ve arkasından gelen 1982 anayasası temel
hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı ve sonuçları itibariyle siyasi liberalleşmeyi
geriye götüren olaylar olmasına karşın örneğin Türk ekonomisi açısından oldukça
önemli bir adım olan 24 Ocak kararları bu yıl alınmıştır. Dönemin Başbakanı
Süleyman Demirel'in siyasi sorumluluğunu, DPT Müsteşarı Turgut Özal'ın teknik
sorumluluğunu üstlendiği 24 Ocak kararları kapalı ve devletçi Türk ekonomisinin
bir piyasa ekonomisine dönüşmesi yolunda son derece önemli bir dönüm noktası
olmuştur.
6 Kasım 1983 seçimlerini kazanan Anavatan Partisi'nin iktidarı askeri yönetimden
devralmasıyla Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. Anavatan Partisi ekonomiyi
ve yönetimi yeniden yapılandırmayı hedeflemiş ve bunda başarılı olmuştur.
Devleti küçültmeyi ve ekonomiyi piyasa ekonomisine uygun bir biçimde yeniden
düzenlemeyi amaçlayan ANAP iktidarının icraatları uluslararası finans
kuruluşları tarafından da takdirle karşılanmıştır.
ANAP iktidarının Türk liberalleşmesine yaptığı tek katkı ekonomik alanda
olmamıştır. Aynı zamanda düşünce özgürlüğünün genişletilmesine yönelik bir çok
yasa değişikliği yine bu dönemde kayda geçen önemli liberalleşme hareketleri
arasında yer almaktadır.
1994 yılında Besim Tibuk ve arkadaşlarınca kurulan Liberal Demokrat Parti ise,
yüksek oy oranlarına ulaşamasa da, radikal çözüm önerileri ve parti programıyla
Türk siyaset arenasında önemli bir etki yaratmayı başarmıştır. Yine aynı yıl
Cem Boyner ve bir grup akademisyen ve gazeteci öncülüğünde kurulan Yeni
Demokrasi Hareketi de liberal değerleri parti programına yansıtan bir oluşum
olarak öne çıkmıştır. Her ne kadar bu oluşumlar kısa dönemli olsa da siyasette
liberalizmin ve liberal değerlerin zikredilmesi açısından oldukça önemlidir.
1992 yılında Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan, İhsan Dağı, Kazım Berzeg ve Veli
Kondak gibi değerli akademisyen ve fikir adamlarının öncülüğünde faaliyete
geçen Liberal Düşünce Topluluğu ise, bir sivil toplum kuruluşu ve fikir grubu
olarak gerek düzenlenen organizasyonlarla, gerekse yayınlarıyla Türkiye'de
liberal düşüncenin yayılması ve tartışılmasında önemli bir rol üstlenmektedir.
Avrupa Birliğine uyum sürecinde siyasetin sivilleşmesi, düşünce ve ifade
özgürlüğünün sınırlarının genişletilmesi, azınlık hakları gibi konularda da
liberal adımlar atılmıştır.